TBMM Başkanı

Ankara Türkiye

5 ocak 2013

Sayın Çiçek,

Zatınızla bir geçmişimiz var. Çeşitli görüşmelerimiz oldu.

Geçenlerde verdiğiniz Anayasanın 138. Maddesi ile ilgili beyanat çok dikkat çekici idi. Yaptığınız bu tesbitin işaret ettiği hakikatler hiçte yeni değil.

Etrafta “kumpas” lafından geçilmiyor. Son on senenin en büyük kumpaslarından biri bana ve aileme kuruldu. Geçen zaman ve bu arada ortaya çıkan bazı belgeler bu komployu ve “ itibar katliamını” oraya koyuyor.

Bizim gurubumuz Türkiye’nin, alınteri ile kurulmuş en büyük “milli“ gurubu idi. Katledildi.

Size bazı hakikatleri anlatıp iki soru sormak istiyorum . Mesuliyet sahibi bir devlet adamı olarak bu sorularıma cevap vermenizi bekliyorum.

Size konu başlıklarını anlatmak istiyorum:

Motorola ve A.B.D.: Motorola ile ihtilaf ticari bir ihtilaf idi. Konu Telsim’in lisans parası için alınan krediler ve teknik alt yapının kurulması için alınan kredilerin taksitlerinin 2001 krizi ve anormal devalüasyonu dolayısıyla ödenememesi ile ortaya çıktı. Basın hayatında rakipte ziyade düşman haline geldiğimiz Aydın Doğan ve tetikçisi Fatih Altaylı’nın ( Motorola ve tuttukları dedektif şirketlerinden aldıkları rüşvetlerle) yaptıkları yayınlarla çığrından çıktı. Aydın Doğan bu yayınları durdurmak için benden 38 milyon dolar rüşvet istedi. ( Belgesi olan kayıt Şişli adliyesinin emanetinde duruyor). Daha sonra Çeaş- Kepez’e ve şirketlere el konulması ile mesele tamamen kontroldan çıktı.

Dönemin Vikileaks belgelerine de dikkatinizi çekerim. Siyasete girmiş olduğum bu süreçte Irak konusunda yaptığım muhalefet ve Motorola konularında ABD nin ne kadar aktif olduğu belgeleniyor.

28 ekim 2005 tarihinde TMSF ve Motorola “gizli” bir anlaşma imzalamışlar. TMSF yönetiminin A.B.D. deki Motorola- Telsim davasını doğru dürüst tetkik etmeden imzaladığı bu “gizli” anlaşmada tüyler ürpertici bir madde var: “ TMSF beş sene süre ile Uzan Ailesi ile anlaşmama ve ibra etmeme taahüdü “ vermiş. ( “Temlik” sözleşmesinin 7. ,“ taraflar arası sözleşme”nin 5.b. maddeleri ). Bu “gizli”taahüdü veren Ahmet Ertürk benimle , sanki hiçbir şey yokmuş gibi görüşmelere devam etti. Yalnız Ahmet Ertürk değil, başta siz olmak üzere diğer yetkililerde benimle “Ahmet Ertürk’ün verdiği bu taahütten haberleri yokmuş gibi” görüşmeler yaptınız. Görevi borçlu olduğunu iddia ettiği kişilerden tahsilat yapmak olan bir kurumun ve görevlilerinin bu fiilleri TCK nın 10 dan fazla maddesini ihlal ettiği gibi ABD nin “ Foreign Corrupt Practices Act” inide ihlal ediyor. Bu konu ile ilgili ABD savcılığına suç duyurusunda bulundum. Suç duyurusu zamanın TMSF Başkanı Ahmet Ertürk’ü de kapsıyor ve Ahmet Ertürk’ün bağlı olduğu siyasi makamları da kapsıyacak şekilde genişliyebilir. Motorola ‘nın dedektif şirketinin , kendisinin itiraf ettiği “ elektronik casusluk ve bilgi hırsızlığı” da ilgili makamlara şikayet edildi. Ayrıca TMSF nin Motorola ile yapmış olduğu bu anlaşma hukuken Motorola’ya olan bütün borcu kapattı. ABD de ki mahkemeye “ Borç kaldı mı? Kaldı ise ne kadar?” diye soruyorum. Cevap veremiyor.

İmar Bankası ve TMSF: İmar Bankasına temmuz 2003 te el kondu. Benim şahsen İmar Bankası ile ilgim yok. Buna rağmen, ailemin itibarı için , eğer varsa, banka borcunun ödenmesi için temaslarda bulundum. Sizinde bulunduğunuz toplantıda benimle görüşen zamanın maliye bakanı Kemal Unakıtan miktarın iki milyar dolar olduğunu söyledi. Sonra bu miktarın milyarlarca dolar artığı söylendi. Burada “birileri” tarafından büyük bir soygun yapıldı ve bu soygun benim ve ailemin üzerine yıkılmak isteniyor. Bankaya el konulduktan sonra buldukları boş mevduat cüzdanlarını “ fiktif” isimlerle doldurup milyarlarca doları çaldılar. Bu husus Engin Akçakoca’nın ağzından Vikileaks belgelerinde de var ve Ahmet Ertürk’te işin içinde. TMSF’ya “mevduat açığının ne kadar olduğunu, mevduat sahibi olduğunu iddia eden kişileri nasıl tesbit ettiklerini, ödeme yaptıkları kişilerin listesini ve kime ne kadar ödeme yaptıklarını “ sordum. Cevap veremediler. Aynı konuda Mahkemeden “tesbit “ istedim. Mahkeme redetti. Haraç mezat sattıkları mallardan yedi milyar dolardan fazla para toplandı. “ Kime, neyi, kaç paraya sattınız” diye resmen soruyorum. Cevap veremiyorlar. TMSF nin cevap verememesi “sükut ikrardan gelir” atasözünü hatırlatıyor.

Hakkımızda özel kanunlar çıkarıldı.Bu kanunların hazırlanmasında aktif rol aldınız. Anayasaya açıkça aykırı bu kanunların iptali için İdare Mahkemesi Anayasa Mahkemesine müracaat edince bu müracaatın geri yollanması ve reddi için Hanefi Avcı, Adalet Bakanlığı yetkilileri ile birlikte, Sn. Haşim Kılıç ile bizzat görüştüklerini kendi kitabında anlatıyor. (Haliç’te yaşıyan Simonlar sayfa:261)

Yine “ Var olmıyan bu mevduat açığı” üzerinden vergi borcu icat edildi. TMSF nin atadığı yöneticiler bu icat edilmiş vergi borcuna itiraz etmeyince , özel bir kanun daha çıkararak milyarlarca para “ vergi borcu” adı altında Maliyeye intikal ettirildi.

Ortada büyük bir soygun var. Ancak bu soygunu yapan biz değiliz. Tersine biz soyulduk. Soyulmanın ötesinde dört evladımın her birine, iki aylık bebeğime beşer milyar dolarlık tedbir kondu ! Tedbirler hala devam ediyor. Sizin çoçuğunuza bu şekilde davranılsa bir baba olarak siz ne yaparsınız? Böyle bir gaddarlık vicdanınıza sığıyor mu?

CEAŞ-KEPEZ: Haziran 2003 te el konulan Çeaş ve Kepez’in imtiyaz sözleşmesinin fesh edilmesi tamamen hukuksuzdur ve İmtiyaz sözleşmesinin 19. Maddesine tamamen aykırıdır. Türkiye’nin en büyük ve karlı şirketi bedeli ödenmeden elimizden alınmıştır. Sadece Berke barajını kendi paramızla bir buçuk milyar dolara yedi senede yaptık.Bu baraja, işletmeye alındıktan bir sene sonra bedava el kondu… Bu hangi ahlaka, hangi vicdana sığar? Bu “el konulma hazırlığının” temelinde hakkımızda yürütülen insafsız itibarsızlaştırma kampanyası ve ciddi bir komplo var. Bu komplonun içinde Aydın Doğan, Sabancılar ve Taner Yıldız’da var. Çeaş ve Kepez’e el konulurken aynı durumda olan ve Taner Yıldız’ın Genel Müdürü olduğu Kayseri Elektrik’ e niye dokunulmadı? . Aydın Doğan’ın o zaman ki tetikçisi Fatih Altaylı kendi yazısında bizzat Başbakanı “ Çeaş ve Kepez’e el koymaya ikna ettiğini” yazdı.

El konulan Ceaş ve Kepez’le ilgili İCSİD’ te açılan davayı tahkim heyeti “ garip bir şekilde” ,”yetkisizlik” kararı vererek red etti. İCSİD bu kararı ile Türkiye’nin yapmış olduğu “ elektronik casusluğu” onaylamış ve meşrulaştırmış oldu. Bu karara göre artık “ dava edilen her devlet ufak bir bedel ödemek kaydı ile kendisini dava eden davacıyı elektronik olarak izliyebilir ve casusluk yapabilir”. Bu kararı da Dünya Bankası nezdinde, hangi tesir ve saikler çerçevesinde verdiklerini sorguluyorum ve kamuoyuna da mal ederek sorgulamaya devam edeceğim.

Hakkımda Türkiye’de verilmiş hükümler: Hakkımda ben Türkiye’den ayrıldıktan sonra çeşitli hükümler verildi. Bu kararlar uluslararası alanda hiçbir şey ifade etmiyor. Ancak Türkiye’nin itibarı ve önem verdiğinizi söylediğiniz “ hukukun üstünlüğü” açısından bu kararları hukukçularınıza tetkik ettirin. Komployu ve ön yargıyı göreceksiniz. Kocasının savcı, eşinin başhakim olduğu mahkemelerde, üyesi olmıyan ve suçunun ne olduğu belli olmıyan tek kişilik çetenin lideri, miktarı ve nasıl yapıldığı belli olmıyan dolandırıcılık, hangi evrak olduğu söylenmiyen “resmi evrak sahteciliği” gibi “ hayali” suçlardan, “ gizli ve sorgulanmasına izin verilmeyen bilirkişi raporları” ile ceza verildi. Sizde yeni komplolarla ve kumpaslarla hergün karşılaşıyorsunuz…

Sayın Çiçek,

Size bu hakikatleri anlattıktan sonra iki soru sorup cevabını bekliyorum:

Hanefi Avcı “ Haliç’te yaşayan simonlar” kitabının 261. sayfasında anayasaya aykırı 5020 sayılı kanunun Anayasa Mahkemesinde görüşülmemesi için “ Adalet bakanlığı ile birlikte mahkeme başkanına haber verdiğini ve önlendiğini” söylüyor. Bu dönemde Adalet Bakanı zatınızdı. Hanefi Avcı’nın bu söyledikleri doğru mudur? Doğru ise bu görüşmeyi Bakanlığınız adına, kim hangi yetki ile yapmıştır? Sizin bu görüşmeden haberiniz ve bilginiz ve talimatınız var mı? Eğer Hanefi Avcı’nın söyledikleri doğru değil ise zamanın Adalet bakanı olarak neden tekzip edip konuyu adalete taşımadınız?

Bu konuda Sayın Haşim Kılıç’a yazdığım mektubu ekte size bilgi için yolluyorum.

TMSF benimle ve ailemle uzlaşılmaması ve ibra edilmemesi için uluslararası bir taahüt vermiş. Detaylarını yukarıda anlattım. Bu süre zarfında Sayın Başbakanın bilgisi ve talimatı çerçevesi dahilinde benimle yapılan görüşmelere katıldınız, başkanlık ettiniz. Sizin, benimle bu görüşmeleri yaparken TMSF nin verdiği bu taahütten haberiniz var mıydı? Eğer yoksa bu hukuka aykırı taahüdü verenler hakkında ne yapmayı düşünürsünüz?

Sayın Çiçek,

Cevaplarınızı bekliyorum.

Saygılarımla

Cem Uzan

Ek: Sayın Haşim Kılıç’a yazdığım mektup.