Başbakan Yardımcısı

Ankara

Sayın Babacan,

Dün TRT ekranlarından bazı soruları cevapladırırken söylediklerinizi basından okuyarak dikkatle not aldım:

“Türkiye’deki bir işadamı, yargı içerisindeki bir yapı tarafından hedef olarak alınabiliyor, mal varlıklarına tedbir uygulanabiliyor.

“Yolsuzluğun boyutu ile ilgili rakamları nasıl değerlendiriyorsunuz” şeklindeki soruya da Babacan, “Kim hangi rakamı konuşuyorsa bu rakamın kaynağını ve hesap metodunu da açıklamak zorunda. Bütün bu dosyalar gizlilik niteliği taşıyan dosyalar. Buna ait iddia edilen rakamların ifade edilmesi büyük bir hata olur” diye cevap verdi.

“Halkımız ya da uluslararası yatırımcılar şunu diyebilmeli, Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerine ben güvenirim, problem çıktığında giderim hızlı va adil sonuçlar çıkar. Bunu dedirtemezsek zaten bizim gerçek anlamda gelişmiş bir ekonomi olmamız da mümkün değil, gerçek anlamda ileri bir demokrasi olmamız da mümkün değil” .

Herkesin anayasa içerisinde hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Babacan, orta ve uzun vadede bir hukuk devleti görüntüsünü bozacak bir adımdan uzak kalmaları gerektiğini bildirdi. Babacan, “Kuralların yazılı olduğu, şeffaf, hesap verebilir bir hukuk devleti. Kurallı bir piyasa ekonomisi, gri alanların olmadığı, yargıya güvenilen bir hukuk devleti… Bunu sağlayamazsak yine ekonomimiz üzerinde olumsuz etkisi olur”.

Sayın Babacan,

Bu sözlerinizi okuyunca “ eğer samimi ise bana ve aileme yapılanları nasıl izah edecek acaba?” diye düşündüm.

Sayın Babacan,

2002 senesinden beri , Sayın Başbakan dahil, en uzun süredir hükümette bulunan kişisiniz.

Ekonomiyi yönettiniz, TMSF, BDDK size bağlı . Birçok yurtdışı teması da siz yönettiniz…

Bana ve aileme karşı, baştan beri, belki tecrübesizlik döneminizin etkisi ile büyük bir önyargı ile hareket ettiniz. Şimdi size hakikatleri anlatıyorum. Dün söylediklerinizde samimi iseniz söylediklerimin doğru olup olmadığını objektif olarak tetkik edin, “ komplo” nun Ağababasını göreceksiniz.. Bu araştırmaları yaptırtmakta sizin için bir şeref meselesi. Yoksa ister istemez sizinde bana ve aileme kurulan komplonun parçası olup olmadığınız şüphesi ortadan kalkmayacak.

Bizim gurubumuz Türkiye’nin, alınteri ile kurulmuş en büyük “ MİLLİ “ gurubu idi. Yabancı ortaksız ve tamamen milli. Reklamımızı yapmadığımızdan kamu oyu farkında değildi ama 2. ve 3. sıradakilerin toplamından daha büyük idik. Katledildik.

Ben ve ailem son yirmi senenin en büyük ulusal ve uluslararası komplosuna uğradık. Geçen zaman ve bu arada ortaya çıkan bazı belgeler bu komployu ve “ itibar katliamını” oraya koyuyor.

Size konu başlıklarını anlatmak istiyorum:

– Motorola ve A.B.D.: Motorola ile ihtilaf ticari bir ihtilaf idi. Konu Telsim’in lisans parası için alınan krediler ve teknik alt yapının kurulması için alınan kredilerin taksitlerinin 2001 krizi ve anormal devalüasyonu dolayısıyla ödenememesi ile ortaya çıktı. Basın hayatında rakipte ziyade düşman haline geldiğimiz Aydın Doğan ve (tetikçisi) Fatih Altaylı’nın ( Motorola ve tuttukları dedektif şirketlerinden aldıkları rüşvetlerle) yaptıkları yayınlarla çığrından çıktı. Aydın Doğan bu yayınları durdurmak için benden 38 milyon dolar rüşvet istedi. ( Belgesi olan kayıt Şişli adliyesinin emanetinde duruyor). Daha sonra Çeaş- Kepez’e ve şirketlere haksız yere el konulması ile mesele tamamen kontroldan çıktı.

Dönemin Vikileaks belgelerine de dikkatinizi çekerim. Siyasete girmiş olduğum bu süreçte Irak konusunda yaptığım muhalefet ve Motorola konularında ABD nin ne kadar aktif olduğu, sizin de Motorola yetkilileri ile yaptığınız görüşmelerle birlikte belgeleniyor.

28 ekim 2005 tarihinde TMSF ve Motorola “gizli” bir anlaşma imzalamışlar. TMSF yönetiminin A.B.D. deki Motorola- Telsim davasını doğru dürüst tetkik etmeden imzaladığı bu “gizli” anlaşmada tüyler ürpertici bir madde var: “ TMSF beş sene süre ile Uzan Ailesi ile anlaşmama ve ibra etmeme taahüdü “ vermiş. ( Anlaşmalar ekte. “Temlik” sözleşmesinin 7. ,“ taraflar arası sözleşme”nin 5.b. maddeleri ). Bu “gizli”taahüdü veren Ahmet Ertürk benimle , sanki hiçbir şey yokmuş gibi ; Sayın Erdoğan’ın Başbakan olduğu dönemde ve bilgisi dahilinde yapılan görüşmelere devam etti. Yalnız Ahmet Ertürk değil, Sayın Başbakan’ın görevlendirdiği diğer yetkililerde benimle “Ahmet Ertürk’ün verdiği bu taahütten haberleri yokmuş gibi” görüşmeler yaptılar. Görevi borçlu olduğunu iddia ettiği kişilerden tahsilat yapmak olan bir kurumun ve görevlilerinin bu fiilleri TCK nın 10 dan fazla maddesini ihlal ettiği gibi ABD nin “ Foreign Corrupt Practices Act” inide ihlal ediyor. Bu konu ile ilgili ABD savcılığına suç duyurusunda bulundum. Suç duyurusu zamanın TMSF Başkanı Ahmet Ertürk’ü de kapsıyor ve Ahmet Ertürk’ün bağlı olduğu siyasi makamları da kapsıyacak şekilde genişliyebilir. Motorola ‘nın dedektif şirketinin , kendisinin itiraf ettiği “ elektronik casusluk ve bilgi hırsızlığı” da ilgili makamlara şikayet edildi. Ayrıca TMSF nin Motorola ile yapmış olduğu bu anlaşma hukuken Motorola’ya olan bütün borcu kapattı. ABD de ki mahkemeye “ Borç kaldı mı? Kaldı ise ne kadar?” diye soruyorum. Cevap veremiyor.

-İmar Bankası ve TMSF: İmar Bankasına temmuz 2004 te el kondu. Benim şahsen İmar Bankası ile ilgim yok. Buna rağmen, ailemin itibarı için , eğer varsa, banka borcunun ödenmesi için temaslarda bulundum. Sayın Başbakan’ın bilgisi ve talimatı dahilinde benimle görüşen zamanın maliye bakanı Kemal Unakıtan miktarın iki milyar dolar olduğunu söyledi. Sonra bu miktarın milyarlarca dolar artığı söylendi. Burada “birileri” tarafından büyük bir soygun yapıldı ve bu soygun benim ve ailemin üzerine yıkılmak isteniyor. Bankaya el konulduktan sonra buldukları boş mevduat cüzdanlarını “ fiktif” isimlerle doldurup milyarlarca doları çaldılar. Bu husus Engin Akçakoca’nın ağzından Vikileaks belgelerinde de var ve Ahmet Ertürk’te işin içinde. TMSF’ya “mevduat açığının ne kadar olduğunu, mevduat sahibi olduğunu iddia eden kişileri nasıl tesbit ettiklerini, ödeme yaptıkları kişilerin listesini ve kime ne kadar ödeme yaptıklarını “ sordum. Cevap veremediler. Aynı konuda Mahkemeden “tesbit “ istedim. Mahkeme redetti. Haraç mezat sattıkları mallardan yedi milyar dolardan fazla para toplandı. “ Kime, neyi, kaç paraya sattınız” diye resmen soruyorum. Cevap veremiyorlar. TMSF nin cevap verememesi “sükut ikrardan gelir” atasözünü hatırlatıyor.

Hakkımızda özel kanunlar çıkarıldı. Anayasaya açıkça aykırı bu kanunların iptali için İdare Mahkemesi Anayasa Mahkemesine müracaat edince bu müracaatın geri yollanması ve reddi için Hanefi Avcı Sn. Haşim Kılıç ile bizzat görüştüklerini kendi kitabında anlatıyor. Yine “ Var olmıyan bu mevduat açığı” üzerinden vergi borcu icat edildi. TMSF nin atadığı yöneticiler bu icat edilmiş vergi borcuna itiraz etmeyince , özel bir kanun daha çıkararak milyarlarca para “ vergi borcu” adı altında Maliyeye intikal ettirildi.

Ortada büyük bir soygun var. Ancak bu soygunu yapan biz değiliz. Tersine biz soyulduk.

Soyulmanın ötesinde dört evladım her birine, iki aylık bebeğime beşer milyar dolarlık tedbir kondu ! Tedbirler hala devam ediyor. Sizin çoçuğunuza bu şekilde davranılsa bir baba olarak siz ne yaparsınız? Böyle bir gaddarlık vicdanınıza sığar mı?

-CEAŞ-KEPEZ: Haziran 2003 te el konulan Çeaş ve Kepez’in imtiyaz sözleşmesinin fesh edilmesi tamamen hukuksuzdur ve İmtiyaz sözleşmesinin 19. Maddesine tamamen aykırıdır. Türkiye’nin en büyük ve karlı şirketi bedeli ödenmeden elimizden alınmıştır. Sadece Berke barajını kendi paramızla bir buçuk milyar dolara yedi senede yaptık.Bu baraja, işletmeye alındıktan bir sene sonra bedava el kondu… Bu hangi ahlaka, hangi vicdana sığar? Bu “el konulma hazırlığının” temelinde hakkımızda yürütülen insafsız itibarsızlaştırma kampanyası ve ciddi bir komplo var. Bu komplonun içinde Aydın Doğan, Sabancılar ve Taner Yıldız’da var. Çeaş ve Kepez’e el konulurken aynı durumda olan ve Taner Yıldız’ın Genel Müdürü olduğu Kayseri Elektrik’ e niye dokunulmadı? . Aydın Doğan’ın o zaman ki tetikçisi Fatih Altaylı kendi yazısında bizzat Sayın Başbakan’ı “ Ceaş ve Kepez’e el koymaya ikna ettiğini” yazdı.

El konulan Ceaş ve Kepez’le ilgili İCSİD’ te açılan davayı tahkim heyeti “ garip bir şekilde” ,”yetkisizlik” kararı vererek red etti. İCSİD bu kararı ile Türkiye’nin yapmış olduğu “ elektronik casusluğu” onaylamış ve meşrulaştırmış oldu. Bu karara göre artık “ dava edilen her devlet ufak bir bedel ödemek kaydı ile kendisini dava eden davacıyı elektronik olarak izliyebilir ve casusluk yapabilir”. Bu kararı da Dünya Bankası nezdinde, hangi tesir ve saikler çerçevesinde verdiklerini sorguluyorum ve kamuoyuna da mal ederek sorgulamaya devam edeceğim.

Çeas- Kepez’le ilgili olarak yeni bir davanın ön şartı olan “ dostça uzlaşma teklifi mektubunu” avukatım iki ay kadar önce , siz dahil ilgili makamlara yolladı. Bu yeni dava tamamen Türkiye’nin birinci Libananco Davasında kabul ettiği ve bizzat verdiği belgelere dayanıyor. Konuyu bana karşı “yeminli karşı taraf” kişilere değil ama objektif hukukçulara tetkik ettirilmesini temenni ederim. O takdirde belki önümüzde ki bir kaç ayda bir uzlaşma imkanı olabilir.

-Hakkımda Türkiye’de verilmiş hükümler: Hakkımda ben Türkiye’den ayrıldıktan sonra çeşitli hükümler verildi. Bu kararlar uluslararası alanda hiçbir şey ifade etmiyor. Ancak Türkiye’nin itibarı ve önem verdiğinizi söylediğiniz “ hukukun üstünlüğü” açısından bu kararları hukukçularınıza tetkik ettirin. Komployu ve ön yargıyı göreceksiniz. Kocasının savcı, eşinin başhakim olduğu mahkemelerde, üyesi olmıyan ve suçunun ne olduğu belli olmıyan tek kişilik çetenin lideri, miktarı ve nasıl yapıldığı belli olmıyan dolandırıcılık, hangi evrak olduğu söylenmiyen “resmi evrak sahteciliği” gibi “ hayali” suçlardan, “ gizli ve sorgulanmasına izin verilmeyen bilirkişi raporları” ile ceza verildi.

Sayın Başbakan ve sizlerde yeni komplolarla hergün karşılaşıyorsunuz ve ancak şimdi şikayet ediyorsunuz…

Sayın Babacan,

Söylediklerinizi okuyunca size bu bilgileri verme ihtiyacı hissettim. Söylediklerimin hepsi doğru ve belgeli. İmar Bankasında söylenilen açık yok. TMSF neden hesabı veremiyor? Kimler ne çaldı? TMSF nasıl olurda Motorola’ya “ Uzanlarla anlaşmama ve ibra etmeme” taahüdü verdi? Telsim’in yabancılara satışında kim ne rol oynadı? Sayın Başbakanı Çeaş ve Kepez’e haksız bir şekilde el koymaya kim ikna etti? Hiç bir günahı olmıyan çoçukların tedbirleri neden devam ediyor ? Sizin hangi konulardan ne kadar haberiniz vardı?

Elinizde Devletin bütün imkanları var. Yazdıklarımı tetkik ettirince hakikatler ortaya çıkacaktır.

Sorularımın tetkik ettirilmesi, hakikatlerin ortaya çıkarılması ve katledilen” en büyük MİLLİ gurubun” haklarının verilmesi tekrar bir dostluk köprüsünü kurdurabilir.

Hürmetlerimle,

Cem Uzan